Bir Sokak Şehri: Lizbon

@ tuğçe ısıyel

Bazı kişiler müze gezerler, bazısı dağ tepe, bazısı pastane-restaurant ve bazıları da vardır ki benim gibi sokak gezicileridir.

Bir şehri anlayabilmenin, o şehirdenmiş gibi hissedebilmenin en kestirme yolu sokakları arşınlamaktan geçiyor.

Şu an tam anlamıyla bir sokak şehrindeyim. Lizbon’da.

Üstelik sokaklar nehire çıkıyor. Sonra bir bakıyorsunuz sokaklar fado’ya, güzel yemek kokularına açılıyor.

Her sokağı küçücük meydanlar, kiliseler, merdivenler süslüyor.

Bir sokak gezgini başka ne ister ki?

Burası popüler kültürden diğer Avrupa kentlerine kıyasla oldukça uzak kalabilmeyi başarmış bir şehir. Adım başı starbuckslara, mcdonaldslara, turistik eşya satan dükkanlara rastlamıyorum.

Geçmişine, geleneğine sahip çıkan ve aynı zamanda değişen dış dünyaya herzaman belli bir mesafede kalarak uyum sağlamaya çalışan bir  yer burası.

Yolculuklarımda plan-program dahilinde gezmek çok tarzım değil ama yine de bir yere gitmeden önce üstünkörü de olsa görülecekler-yapılacaklar listesi hazırlıyorum kendime.

Bazı şehirler bu öneri listelerini kaldırabiliyor ama Lizbon zaten siz gitmeden önce sizin için kendi planını hazırlamış oluyor ve size kendinizi şehre, şehrin akışına bırakmak kalıyor.

Her sokak arası, her meydan, her merdiven öyle farklı sürprizler çıkarıyor ki karşınıza, ister istemez evdeki hesabınız, Lizbon’a uymuyor.

@ tuğçe ısıyel

Gittiğim şehirlerde genellikle o yerin en eski, en yerel noktalarında konaklamayı tercih ediyorum. Orada yaşayan insanların sabah telaşlarına ortak olmak, her sabah kahve aldıkları yerden kahvemi almak, okula giden çocukları izlemek, bir bankta oturup birşeyler karalamak, kilise çanlarını her daim duyabilmek inanılmaz bir haz veriyor bana.

İşte tam bu noktada başka şehirlere yaptığım her yolculuğun, o şehirle bütünleşebildiğimde, kendi içime doğru açıldığını farkediyorum.

Biraz daha tanıyorum kendimi, biraz daha özgürleşiyorum  yollarda, sokaklarda.

Lizbon’da konaklama noktam küçücük evleri, daracık sokakları ve hüzünlü Fadosuyla, Alfama oluyor.

@ tuğçe ısıyel

Buradaki bir meydanda evlerinden ve eşlerinden ayrılan Portekiz’li denizcileri ve onların yarım kalmış öykülerini düşünüyorum. Sonra onları kendi yarım kalmışlıklarıma ekliyorum. Ve karşımda irili ufaklı yol öyküleri sıralanıyor.

Kimisinde kendimi buluyorum, kimisi bende kendini buluyor.

Bu şehir, içsel yolculuğumun en önemli uğrak noktası oldu.

Yitip gidenler, yeniden kavuşulanlar, eksilmeler, bütünleşmeler, değişik düzeylerdeki farkındalıklar, yalnızlıklar ve daha bir dizi kelimeye dökemediğim varoluşlar Lizbon’la taçlandı.

Lizbon, yeniden yollara çıkarttı beni. Yara izlerimi, yol izlerine dönüştürebilme umudunu verdi.

Kendime katlanabilme gücümü yeniden kazandırdı.

Ve bir kez daha Fernando Pessoa’nın kelimeleriyle tanıştırdı beni…

Şimdi satırları, kendime çokça rastladığım   Pessoa’nın naif kelimelerine bırakıyorum;

“Yola çıkmak! Yitirmek ülkeleri!

Bir başkası olmak süresiz,

Yalnız görmek için yaşamaktır

Köksüz bir ruhu olmak!

 

Kimseye ait olmamak, kendime bile!

Durmadan gitmek, sonu olmayan

Bir yokluğun peşinde

Ve ona ulaşma isteği içinde!

 

Böyle yola çıkmaktır yolculuk.

Ama ben açık bir yol düşünden öte,

Bir şeye gerek duymuyorum yolculuğumda.

Gerisi sadece gök ve toprak.”

@ tuğçe ısıyel
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s