Rüya ve Müzik: Sembolik Bir Dünyanın İki Dili

Bu yazı ve fotoğraflarım PSİKEART dergisinin “Rüya” konulu 21.sayısında yayınlanmıştır.

@ tuğçe ısıyel

Müzik ve rüya…

İkisi de kendimden geçebildiğim veya kendime varabildiğim en kestirme yollar benim için. Bir kaçış, bir soluklanma, bir yeniden varoluş alanları… İç dünyama dair olan bu kestirme yolların birbirleriyle olan paralellikleri üzerine düşünmek her zaman çekici ve etkileyici geliyor.

Bir müzik eserinin oluşumunda, müzisyenin bilinçdışı dalgalarının sürüklenmesiyle bir araya gelen birlikteliklerinin etkisinin yadsınamayacağına inanıyorum.

Müziğin beni beklemediğim yerlere götürmesi, ansızın  geçmiş bir yaşantıyı anımsatması, bir kokuyu duyumsatması, hayal gücümü veya arzularımı doruk noktasına çıkarması bu etkinin belirtileri arasında sayılabilir. Veya bütünlüğümü dağıtması, dağınıklığımı toplaması, olduğum kişinin dışında bazen başka bir kişi haline getirebilmesi de oldukça mümkün olabiliyor. Hatta daha da ileriye gidecek olursam uyumadan önce dinlediğim müziğin, rüyalarımı biçimlendirebilmesi veya dilini bilmediğim şarkıların üzerimdeki tarifi zor etkisi bu durumun açık bir kanıtı olabilir.

Bir kişinin rüyalarını yorumlayarak nasıl bilinçdışı malzemeye ulaşabiliyorsak, o kişinin notalarının izinden giderek de bilindışı malzemesine ulaşabiliriz.

Müzik ve rüyanın sağaltım amacıyla kullanılması, terapötik bir araç olması bunun bir göstergesi olabilir.  Müzikteki duraklamalar, ses artışları-inişleri, enstrümanların kullanılış biçimi vs…

Rüyada nasıl ki sembolik, arkaik ve imgesel bir dil varsa, müzik de ritmin ve notaların eşlik ettiği soyut ve alegorik bir dile sahip olarak çok geniş bir ifade olanağı sağlamaktadır.

Jung, rüyaları yalnızca bilinçdışına açılan bir yol oldukları için değil, rüyaların ayrıca bilinçdışının düzenleyici aktivitesinin büyük bir bölümünü sürdürme fonksiyonu oldukları için de önemsemektedir.

Çünkü rüyalar “öbür tarafı”, bilinçli tavrın karşıt yanını ifade ederler.

Tıpkı bir müzik eseri gibi…

Müzik, karşı karşıya gelip, iç içe geçen dalgaların oluşturduğu bütünselliğin karmaşık ilkelerini, kendi iç dinamiklerinde gizli tutan bir yapıdır.

Rüya ise, sesin ve imgenin sınırsız bir özgürlük içinde uçması hatta uçuşmasıdır. Belirsiz, akışkan, kurallarını kendi içinde oluşturan, özgür ve sıradışı olan.

Rüya, yoğunlaşmış imgesel ve simgesel bir örüntü olması dolayısıyla, rüyayı oluşturan öğeler içerisinde binişiklik ve çakışıklık durumları çok sık görülür.

Müziğin yoğunlaştırılmasında da aynı düzenekler işlev görür çoğu zaman.

@ tuğçe ısıyel

“Ses”in çağrışımlar ve bağlantılar oluşturmasıyla, sözler ve sesler arasında kurulan ilişkilerle, her notanın müziğin değişik düzlemleriyle kurduğu ilintiler ve göndermelerle katmansal bir yapı oluşturulabilir.

Müzik ve rüya, hem etkileyici hem de ifade edici bir karaktere sahiptirler; bir yandan intrapsişik süreci, imgeler ve notalarla ifade ederler ama öte yandan, resimsel materyallerde de olduğu gibi “belli bir biçim aldıklarında” bir etki oluştururlar. Anlam içerikleri, intrapsişik süreci etkiler ve psişik enerjinin akışını kolaylaştırırlar.

“Rüya, bilinçten çıkartılan bir psikolojiyle yorumlanamaz” diyor Jung. O egonun isteklerinden, arzularından, niyetlerinden ve bilinçli hedeflerinden bağımsız bir işleyiştir. Ve ekler, “bir kişi rüya görmez, rüyada yer alır. Biz rüyaya maruz kalırız, çünkü biz onun nesnesiyiz.”

Jung’a göre, bir rüya her zaman kendi hedefine göre, kolay fark edilmeyen yollarla olsa bile, kaynaşmış ve başkalaşmıştır. Fakat bunu bilincin ve nedenselliğin amaçlarına karşılık gelen yollardan çok farklı biçimde yapar.

Rüyada zaman ve mekân vardır ancak çizgisel değil, noktasal ya da kesitseldir.  Aynı zaman kesitinde hem çocukluğumuzu hem şimdiki halimizi yaşayabiliriz.

Müzikteki zaman da çizgisel değildir. Müzik, zamanı kimi zaman bölerek, kimi zaman yavaşlatarak, kimi zaman hızlandırarak, kimi zaman aksatarak, kimi zaman yineleyerek canlı tutan bir organizmadır.

Vivaldi, Le quattro stagioni “Dört Mevsim” adını verdiği dört keman konçertosunda zamanın mevsimler bağlamında akışını İlkbahar, Yaz, Sonbahar ve Kış başlıkları ile belirlerken bir yandan da, her konçertonun her bölümünde mevsimlere özgü farklı nabız atışlarını, zaman kavramının mevsimlere göre geçirdiği değişimleri vurgulamıştır. Bir eserde dört mevsimi hissettirmiştir.

Bir diğer önemli nokta ise müziğin hem onu oluşturan hem de onu dinleyen kişi açısından bir doyum kaynağı olmasıdır.  Müzik, yaşanılan duyguların, bastırılan dürtülerin, nesnesine erişemeyen arzuların, gerçekliği aşamayan hayallerin hem ifade ediş hem de doyurulma alanı olarak düşünülebilir.

Bir anlamda  rüyalar da doyum sağlamaya yöneliktir.  Cinsel perhizde olan bir insanın rüya içeriği tatmin olmaya yönelik şekillenebilir veya istismara uğrayan bir kişinin rüyasını sevgi-şefkat nesneleri süsleyebilir.

Doyum sağlama işlevinin dışında, rüya da müzik de tüm duyguları barındırabilmesiyle insan ruhunu ele geçirebilen bir işgal unsuru  olabilmektedir. Ölüm ve yaşam arasında mekik dokumaya olanak veren, bazen yaşama yaklaştıran bazen ölüme dokunduran.

Yıkıcılığı da, yaratıcılığı da sıkı sıkı elinde tutan ve bunları elinden bıraktığı an insanın üzerine salan.

Duygu değişimini, bilinç veya bilinçdışı akışı en hızlı duyumsatan.

Rüya ve müzik, benim için yazılışları, okunuşları, harflerin şekilleri farklı olsa da aynı dil ailesine mensupturlar.

Fantastik ve sembolik bir dünyanın, biri görsel biri işitsel iki ifadesidir.

Var olmaları bazen güven veren, bazen tedirgin eden ama her daim tanıdık gelen …

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s