Kahkaha Kimden Yana?

Espriler, Gerçeklikler ve Dokunulmazlıkları Üzerine…

Bu yazım PSİKEART dergisinin “Mizah” konulu 22.sayısında yayınlanmıştır.

İnsanın yaradılış amacının “eğlenmek” olduğunu ifade eden ve “can sıkıntısı”nın bütün kötülüklerin anası olduğunu söyleyen Danimarkalı filozof Soren Kierkagaard, “Kahkaha Benden Yana” isimli kitabında, kitaba ismini veren, oldukça ironik ve anlamlı kısa bir hikayeden bahseder;

“Başıma harika bir şey geldi. Göğün yedi kat yukarılarına çekildim.

Tanrılar orada saf saf dizilip, oturuyorlardı. “Ne dilersin?” diye sordu Merkür.

Gençlik mi, güzellik mi, güç mü, uzun bir ömür mü, en güzel bakireyi mi, yoksa sandığımızda bulunan öteki nimetlerden birini mi? Sadece bir tanesini seçeceksin ama.

Bir an şaşırdım kaldım. Sonra tanrılara şu şekilde hitap ettim: “Çok saygıdeğer çağdaşlar, dileğim tek şudur ki, kahkaha hep benden yana olsun.”

”Tanrılardan hiçbiri tek kelime etmedi; hepsi gülmeye başladı. Bundan dileğimin kabul edildiği sonucuna vardım ve tanrıların kendilerini nasıl zevkli bir şekilde ifade ettiklerini keşfettim.

Zira ciddi bir tavırla dileğin kabul oldu demek onlara yakışmazdı.”

Bu kısa öykü, zihnimizde hemen karikatürize bir hale gelip; mantık ve saçmalık arasındaki ince çizgi üzerinde tutabiliyor bizi. Bu ince çizgiyi “espri” olarak adlandırabiliriz.

Esprinin özünde, detay avcılığı, yapı bozuculuğu, klişe kırıcılığı olduğu söylenebilir.

Alman filozof Kuno Fischer, esprilerle gülüncün ilişkisini, ona göre ikisi arasında yer alan bir karikatür yardımıyla açıklar. Gülünç, Fischer’e göre bir yönüyle çirkinle ilişkilidir;

“Eğer çirkin olan gizli ise, eşyaya gülünç bakışın ışığıyla üstü açılmalı; eğer yalnızca biraz fark ediliyorsa ya da hiç fark edilmiyorsa öne çıkarılmalı ve apaçık hale getirilmelidir, öyle ki gün ışığında açık seçik görünsün. Karikatür böyle oluşur. “

Espriler ve mizah, bize bastırılmış duygu ve düşüncelerimizi serbest bırakma olanağı vermektedir. Örneğin kendimizle ilgili endişelendiğimiz veya başımıza gelmesinden en fazla korktuğumuz şeylerin esprisini sürekli dilimize dolayarak, korkulan şeyi kontrol altına aldığımızı düşünebiliyoruz.

Böylelikle nesnesi olmaktan korktuğumuz bir şeyin, “espri” yoluyla öznesi haline gelebiliyoruz.

Endişemizle bu şekilde başedip, rahatlamaya çalışıyoruz.

Serbest bırakmayla ulaşılan bu rahatlama duygusu bizi, gülünçten haberimizin olmadığı, espri yapma yeteneğinden yoksun olduğumuz çocukluğumuzun ruh haline götürmektedir.

Çocukların, çocukluğumuzun ruh halinin gizli bir dokunulmazlığı olduğunu kabul edersek, çocuksu halle oldukça ilişkili olan şakaların da dokunulmazlığını bir ölçüde kabul etmiş sayılıyoruz.

Bu sebeple de karşımızdaki kişiye, onunla ilgili olumsuz duygu ve düşüncelerimizi esprili bir şekilde dile getirip, karşımızdaki kişinin bundan rahatsız olduğunu gördüğümüzde; kendimizi, en iyi koruma, savunma ve saklanma yöntemi olarak “espri yaptım” ifadesini kullanırken buluyoruz.

Yaptığımız esprileri, ötekine gerçeğin tam zıddı gibi göstersek de, biliyoruz ki bu espriler alabildiğine gerçeğin kendisinden beslenip, gerçeğin en ortasında yetişiyor. Belki de gerçekliğe olan mesafeli durma arzumuzu  espri sayesinde sağlayabiliyoruz.

“Espri yaptım” ifadesinin, çizgiye dökülmüş hali de karikatürler oluyor.

Karikatürler, özellikle otoriteyle ilgili düşündüklerimizi, eleştirilerimizi “espri” kisvesi altında ifade etmenin sıkça rastlanan bir biçimini oluşturuyor.

Gerçeği acımasız bir şekilde gösteren bir karikatüre, karşı çıkan politikacı da çoğu zaman komik duruma düşüyor. “Adam espriden anlamıyor” deniliyor ve buna karşı bir polemik söz konusu olmuyor.

Çünkü espri, beraberinde dokunulmazlığını da var ediyor.

Esprinin özellikle de karikatür diliyle anlatılan görsel esprinin bilinçdışı malzemeye yaklaştığı oranda beğeni kazandığı dikkati çekmektedir.

Espride saçmalık yani mantığın ve eleştiri yeteneğinin askıya alınması veya sansüre başkaldırması, uç bir tutum olmaktan çıkıp, iyi esprinin neredeyse ölçütü durumuna gelmektedir.

Türkiye’deki mizah dergilerinde son yıllarda  görülen dışkı, dışkılama, anüse ilişkin karikatür yoğunluğunun nedenlerini bu bağlam çerçevesinde ele almayı ve bunların, çoğunluğunu, cinsel eyleme ilişkin karikatürlere bırakış sürecini bu yazı vesilesiyle bir kez daha gözden geçirmeyi öneriyorum.

Ama bunu önerir önermez belleğim Milan Kundera’nin mizahla ilgili bir sözünü anımsatıyor bana;

Hiçbir şey, mizahı anlaşılır kılmak kadar güç olamaz.”

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s