Köprüden Önce Son Çıkış

Bu yazım ve fotoğrafları PSİKEART dergisinin “Hayal Kırıklığı” konulu 23. sayısında yayınlanmıştır.

@ tuğçe ısıyel

Saatlerdir yoldayız.

Bir ara su ve sigara almak için durduk, şimdi yine arabadayız ve yolumuza kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Az ileride köprüyü görüyorum, karşıya geçmemize çok az kaldı.

İşte az kalmasının ispatı “köprüden önce son çıkış” levhası.

Levhayı da geçtik.

Sonunda, ardımızda kaldı küçük çiftlik evleri, irili ufaklı su birikintileri.

Müziğin sesini açtık sonuna kadar, camları açtık ortaya kadar.

Ağır gelen bir hafiflik hissi bedenimizi, yapmacık bir keyif hali ruhumuzu işgal etmiş durumda.

Israrla bozuntuya vermiyoruz.

Radyo kanalını değiştiriyorum, hüzünlü bir keman ve içli bir kadın sesi eşlik etmeye başlıyor sessizliğimize.

Hızla varıyoruz köprüye.  Manzara sisli ama huzurlu bir sis değil bu, insanı hayallere sürüklemiyor. Kasvetli bir sis, iç sıkıntımı arttıran cinsten.

Algımı mümkün olduğunda dışarıya vermeye çalışıyorum, içerisiyle başedemiyorum çünkü.

Altımızda uzanan denize bakıyorum; gemiler belli belirsiz, kafamı kaldırıyorum; köprüdeki arabalar belli belirsiz, gözlerimi kapatıyorum; arabanın içindeki biz belli belirsiz.

İlerliyoruz.

Tam karşı tarafa varmaya ramak kalıyor ki, duraklatıyorsun arabayı köprünün tam ortasında. Arabadan indiriveriyorsun beni apar topar. Ne olduğunu anlamaya çalışırken, sen tekrar arabana biniyorsun ve kontağı çalıştırmaya başlıyorsun.

Arabanın önüne geçiyorum. Sen yolundan çekilmem için abanıyorsun kornaya sonuna kadar.

Sağır oluyor kulaklarım ama gözlerim faltaşı.

Ardından bakakalıyorum.

Son sürat geçiyorsun karşı tarafa, kayboluyorsun gözden.

Ben köprünün ortasında yapayalnız kalıyorum.

Köprünün üstündeki arabalar vızır vızır, tehlike dolu, korkunç.

Geldiğim yere doğru gerisin geri yürümeye başlıyorum.

Kulaklarım sağır, bacaklarım yorgun ve gözlerim faltaşı.

Arabalar üstüme üstüme geliyorlar.

Geçemiyorum geldiğim tarafa. Köprü uzadıkça uzuyor, arabalar çoğaldıkça çoğalıyor.

Kusmalarım başlıyor bir süre sonra. Kustukça “sen” tarafım azalıyor, susuzluğum çoğalıyor.  Bıraktığın hayal kırıklıklığıyla ağzımı yüzümü silmeye çalışıyorum. Temizlendiğimi sanırken kirleniyorum büsbütün.

Bozuntuya vermeden yürüyorum, yürüyorum, yürüyorum.

Neden sonra varıyorum geldiğim tarafa.

Ben, benlikten çıkmış oluyorum; içimdeki sen, senlikten çıkmış.

Geldiğim taraf, gittiğim taraf olmuş. Tanıyamıyorum.

Dinleniyorum zannediyorum zamanın bilge kucağında.

Geçmez sandığım günler, haftalar, yıllar geçiyor.

Yaz geçiyor, kış geçiyor.

Sen geçiyorsun.

Sonra arada sırada kendini hatırlatan yirmilik diş ağrıları gibi çıkıveriyorsun ortaya.

Öyle zamansız yakalıyorsun ki beni.

Gerisi sancılı bir süreç.

Tam yediklerime, içtiklerime dikkat etmeye başlıyorum ki, kayboluyorsun ortalıktan.

Sonra bambaşka bir zaman ve mekânda yeniden “ceee”.

Ve yine katlanılması çok güç olan o ağrı, beliriveriyor ruhumda.

Çektiremiyorum bir türlü seni.  Çekilemiyorum bu acıdan bir türlü.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s