Fikriye Teyze’yle Yaz Monoloğu

Bu yazım Psikeart Dergisinin “Şıpsevdi” konulu 28.sayısında yayımlanmıştır. 

Image
@ göktürk ayan

Biz şimdi bir yaz akşamının en ortasındayız Fikriye Teyze.

İçimizdeki cehennem boşluklarını denizin serinliğiyle, patlıcan-biber kızartmasının kokusuyla, karpuzun en kırmızısıyla, yakamozun en parlağıyla ve şıp şıp sevgilerimizle gidermeye çalışıyoruz.

Yazın bu kavruk sıcaklığında şıpır şıpır seviyoruz(!) bir nebze serinleyebilmek adına.

Bir o bedenden bir bu bedene salınıyoruz. Sevişmelerimiz sevmelerden öyle uzak ki. Birbirimizin içine girdiğimizi zannederken öyle uzaklara düşüyoruz.

Daha iyisini bulmak, daha doğrusu O’nu bulabilmek için var gücümüzle çalışıyoruz, yok gücümüzle tüketiyoruz.

Hepimiz O’nu arıyoruz, ama hiçbirimiz O olamıyoruz.

Kendi içimizde bulamadığımızı dışarılarda arıyoruz.

Öyle çok arıyoruz ki aramaktan bulmaya fırsatımız kalmıyor.

Bir kişide duramıyor, onunla susamıyor, onunla bekleyemiyoruz.

Zannediyoruz ki onunla kalırsak diğer tüm sonsuz ihtimalleri, bedenleri, heyecanları kaçıracağız. Zannediyoruz ki birbirimizin ihtimallerini tüketeceğiz.

Bu tüm sonsuz ihtimallere rağmen birbirimizin yanında “sahiden” kalabilme ayrıcalığını çok görüyoruz kendimize.

Kendimize karşı nasıl da acımasızız Fikriye Teyze.

Canımız sıkılıyor.

Ağırlaşıyoruz can sıkıntımızla, denizler içimizdeki sıkıntıdan daha hafif.

Boşluklarımızdan yankılanan çığlıkları bastırıyor yaz akşamının kahkahaları. Boşluklarımızda, boşluklarımızla boğulmaktan korkuyoruz.

Bilmiyoruz ki boşluk yoksa doluluk da olmaz. Bir odayı bile yaşanılır kılan içindeki boş alanlardır.

Her yeri doldurursak, kendi içimizde yıkılıp, kendi sonsuz boşluğumuzu yaratacağımızı da bilmiyoruz.

İçimiz boşalmadan nasıl dolar? İçeriden geçmeden nasıl dışarı çıkılır?

Dolulukların boşluklarla, konuşmaların susuşlarla  anlam kazanacağını bilmiyoruz.

Sahi biz ne çok şey bilmiyoruz Fikriye Teyze.

Güneş doğuyor, güneş batıyor ve biz öylece bakakalıyoruz.

Bakışımız mecburiyetten. Öğretilmiş zevkler almaya çalışıyoruz.

Hiçbir şey göremiyoruz bakmaktan.

Birbirimize sığınıyoruz.

Geçici de olsa birbirimizin gülüşleriyle, çığlıklarıyla, sevişme sesleriyle oyalanıyoruz. Nasıl da kısa sürüyor bu oyalanış.

Sonra yarattığımız bu sahte gürültüye dayanamayarak gidiyoruz birbirimizden

-halbuki birbirimize hiç varamamıştık ki! Bak gördün mü, bir şey daha çıktı bilmediğimiz-.

Yine kendi iç seslerimiz ayyuka çıkıyor ve o eril-dişil sesleri de bastırıyor.

Kendi seslerimizle devinmeye ve aramaya devam ediyoruz.

Her gidenin bir sesi daha ekleniyor kendi iç seslerimize, biraz daha kalabalıklaşıyoruz.

İsimler, sesler biriktiriyoruz.

Aman ne güzel, yalnız kalmıyoruz ya. Hem biz çok şıpsevdiyiz, unuttun mu?

Rakıyı abartıyoruz Fikriye Teyze.

Kafamızı yaz kafası yapmaya çalışırken, kışa yazgılı olduğumuz, yastıklarımızın üzerine inen en gerçek bir sis bulutu gibi.

Birbirimize bedenlerimizi sunmaktan değil ama, ruhlarımızın çıplaklığını göstermekten utanıyoruz.

Kendi ruhumuzu bütünlemeden başka bir ruhla bütün olunamıyor, kendi ruhumuza dokunmadan başka bir ruha dokunulamıyor. Bunu da bilmiyoruz. Bedenlerimizin terli yerlerine dokunuyoruz da, ruhlarımızın terli yerlerine tahammül edemiyoruz hatta ondan iğreniyoruz.

“Stratejik” davranmak  adına, “cool” olmak adına, “ezik” olmamak adına, geri adım atmamak adına spontanlığımızı kaybediyoruz.

Sevişmekten utanmadığımız birine, sevdiğimizi söylemekten utanabiliyoruz.  Bedenlerimizi özgürleştiriyoruz, ama bu özgürlükte ruhlarımızı boğuyoruz.

Biz, “biz” olamıyoruz Fikriye teyze.

Biz olmanın “ben” olmayı yok edeceğini zannediyoruz.

Çiftleşiyoruz ama çift olmaktan korkuyoruz.

Bağlantı kuruyoruz ama bağ kurmaktan korkuyoruz.

Bağlılığı, bağımlılıkla karıştırıp koşar adımlarla kaçıyoruz, o yüce özgürlüğümüze(!).

Hal böyleyken yalnız kalmaktan da korkuyoruz, o yüzden ceplerimizde eskilerden ya da yenilerden hep birilerini taşıyoruz.

İstediğimizde çıkarıp, istemediğimizde ortadan kaldırabileceğimiz.

Ceplerimiz dolup dolup taşıyor. Ama yine de ölümcül yalnızlık hissimiz bizden bir saniye bile uzaklaşmıyor.

Yanlış anlama Fikriye Teyze biz birbirimizle takılıyoruz, birbirimize takıl-mıyoruz.

Birbirlerimizin hayatına dahil olmaktan korkuyoruz çünkü dahil olmayı, ait olmak gibi algılıyoruz.

Birileri de bizi alsın, sürüklesin, uçursun istiyoruz ama kendimizi bırakamıyoruz. Birilerine tutunmak istiyoruz ama kimseyi tutamıyoruz.

Bir tek kendimizi tutuyoruz. Kendimizi tutmaktan, kendimizi bırakamıyoruz.

Biz ne korkak insanlarız Fikriye Teyze.

Biz şimdi balkonlarda incecik şallar örtüyoruz ya omuzlarımıza, işte tüm bunlar ruh üşümemizi bir nebze dindirebilmek adına.  Kendimizce kapsanabilmek adına. Nasıl da kandırıyoruz kendimizi.

Yaşamak bir kandırmaca mıdır Fikriye Teyze?

Niye herşeyde ve herkesde nasıl göründüğümüze bakmaya çalışıyoruz?

Niye hasretiz bu kadar kendimizi gösteren aynalara?

Niye kendimizden dışarı çıkıp, bir hava alamıyoruz?

Niye artık biz Aşk’a düşemiyoruz Fikriye Teyze?

Aşk’a düşünce, kirli ayakkabılarımızla kendimize bastığımız için mi?

Aynada daha mı çirkin gözüküyoruz o zaman? Bütünlüğümüz mü bozuluyor?

Aşk’a düşmek yerine, kabaran iştahımızla  aşk’a geliyoruz artık gümbür gümbür.

Şimdi  rakının son yudumunu içerken düşünüyorum da, bazı şeylerin bilinmediğini bilmek ne güzel bir bilgi.

Hem bilip de napıcaz şıp şıp seviyoruz ya daha ne olsun.

Şimdi bunları boşverelim de , benim içimden yaz gelince eve kaçıp, buz gibi bir su içip, gölgelikleri çekmek ve upuzun bir yaz uykusuna yatmak geliyor. (İlla kış uykusuna yatılmaz ya!)

Bu hisle asla başedememem ve yazın en ortasında doğmuş olmam arasındaki dayanılmaz ilişkiyle salınıyorum bu denizden kentte.

Çok yorgunum… Ve ne beni bekleyen bir kaptan ne de yazılacak bir seyir defteri var.

Hadi Fikriye teyze, uyusak ya artık yaz uykumuzu? Yeter azaldığımız.

Reklamlar

Fikriye Teyze’yle Yaz Monoloğu” üzerine 2 yorum

  1. Konu da güzel, kurgu da güzel, anlatım da güzel, dil de güzel.. Sürükleyici bi metin… aldı götürdü bi anda.Nasıl keyifle okudum anlatamam. Ellerinize sağlık , yarın uyanınca bi kere daha okuycam. Öykü yazıyorsunuz sanırım?))))) yazmıyorsanız da başlayın hemen…
    Yüreğinize sağlık.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s