HASTA SIEMPRE!!!

DİKKAT!!!!

Bu yazı yüksek dozda salsa ve rom içerir. Bu yüzden çarpabilir.

Geçici olarak birtakım yerlerinizde hızlı akışlara, kalp çarpıntısına, kafanızın güzel olmasına sebebiyet verebilir.

© tuğçe ısıyel
© tuğçe ısıyel

Küba seyahatinin ne öncesinde, ne de seyahat sırasında hiçbir şey karalamadım, hiç not almadım. Tamamen Küba’ya bıraktım kendimi.  Şimdi fotoğraflara baktıkça, müzikleri yeniden dinledikçe zihnimde hala yaşayan sahneler olduğunu duyumsuyorum. Ne güzel… Biraz bendeki Küba’yı yazayım istiyorum.

© tuğçe ısıyel
© tuğçe ısıyel

Vivir Mi Vida

Kocaman iki katlı bir uçak. Air France’in aksi, suratsız, mürebbiye kılıklı hostesleri. Su istemeye bile çekiniyorum. Üstüne bir de Paris’de aktarma. Allahtan canım Eren’in en güzel yol hediyesi Bolo’Bolo kitabı var. İçim kıpır kıpır bir yandan. Güney Afrika’dan Küba’ya giden bir grup  tıp öğrencisi kaplıyor uçağın yarısını. Küba’da akciğer kanserine aşı bulundu ya, onu araştırmaya, nedir ne değildir öğrenmeye gidiyorlarmış.  Hepsi şakır şakır İngilizce konuşuyor. Ayça’yla ayrı yerlere düştük uçakta. Yanımda Güray var. Yol boyunca Küba’yla ilgili filmlerden, kitaplardan bahsediyoruz. Güray’ın sustuğu zamanlarda da müzik dinleyip, Bolo’Bolo’yu okuyorum:)  Yol çabucak geçiyor. 7 saat geriye gidiyoruz,  gün bitmek bilmiyor bugün. Evet sonunda Karayipler’deyiz.  Hayal gibi… Aslında gibisi fazla, çocukluğumdan beri en çok merak ettiğim ülkedeyim. Küba’dayım. Soyuttan somuta geçiş yapmaya çalışıyor zihnim. Havaalanında kazağımı, botlarımı çıkarıyorum. Artık incecik bir t-shirt üstümde ve sandaletler ayağımda.. Hoş bulduk !!! Ne iyi ettik de geldik Küba’cığım.

Resim
© tuğçe ısıyel

Cuando Juanica y Chan Chan

Havana’nın ara sokaklarındayız. Ne çok filmler izledim burasıyla ilgili.. Aklımda hep  Motosiklet Günlüğü.. Dilimde Habana Blues’un şarkıları…  Her yerde Che Guevera’ya, Fidel Castro’ya rastlıyoruz.  Yanımda arkadaşım Güray var.  Olur olmadık herşeye gülüyorum. Kıkır kıkır, fıkır fıkırım.. Acayip acayip yerlerde fotoğraflar çekiyoruz.  Hiç acelemiz yok.  Ağır ağır, sakin sakin… Turistik bir sürü sokağı var Havana’nın.  Kötü mü, hayır değil. Ama ne işimiz var bizim turistik sokaklarda.  Girdiğimiz ara sokaklarda defalarca kayboluyoruz, buralarda hiç turist yok. Herkes Küba’lı..  Bu sayede Havana’yı daha iyi özümsüyoruz.

© tuğçe ısıyel
© tuğçe ısıyel
Resim
© tuğçe ısıyel
© tuğçe ısıyel
© tuğçe ısıyel

Sokaklarda  herkes gülüyor, dans ediyor. Dünyanın en güvenli, en enerjik yerinde hissediyorum kendimi. Her sokaktan illa ki müzik sesleri geliyor.  Herkesin evinin kapıları sonuna kadar açık. İçerisiyle dışarısı nerdeyse bir. Puro içen beyaz pantolonlu, şapkalı adamlar. Balkon sefası yapan bigudili kadınlar. Sek sek oynayan, koşuşturan çocuklar, seyyar satıcılar, oradan oraya taşınan tahta kuş kafesleri, sokak aralarına saklanmış minicik okullar, rengarenk duvarlar, fırından yeni çıkmış ekmekler..Sokaklardan yavaş yavaş geçen, adeta poz veren rengarenk eski model chevroletler.. Sanki zaman makinesinde yürüyorum. En az 50 yıl öncesinde gibiyim.  Kolonyal mimarinin en güzel örneklerini görüyorum.  Her duvar nasıl estetik, her kadın her adam nasıl fotojenik.  Herşey nasıl eski ve nasıl güzel… Dev bir film setinin içinde gibiyim burada.

© tuğçe ısıyel
© tuğçe ısıyel
DSC_0308
© tuğçe ısıyel
DSC_0219
© tuğçe ısıyel

Köşedeki adamdan izin isteyip, birkaç tur attığım sarı bisiklet ve fırfırlı eteğimle ben de dekorun bir parçasıyım artık. Her köşe başında,  her duvar dibinde, kocaman pencerelerin kenarında fotoğraf çekmek ve çektirmek istiyorum.

DSC01152

Evet işte Küba’dayım.  Küba gülümsüyor. “Hoşgeldin” diyor. “Biz de seni bekliyorduk, gözümüz yollarda kaldı”  diyor. Burada en çok dikkatimi çeken şeylerden biri insanlarda hırsın zerresi yok, kimsenin kimseye birşey gösterme derdi yok, herkes kendi havasında. Herkes birbirini kollar vaziyette. Hep güzel sözlerle birbirlerine hitap ediyorlar. Neredeyse her yerde Jose Marti’nin heykeli var. Çok kıymet veriyorlar bu devrimci şaire. Okulların bahçesinde bulunan  Jose Marti heykelleri, çocukların boyunda yapılmış.  Çocuklar kafalarını 1 metre yukarı kaldırıp bakmıyorlar ona. Herkes görebiliyor. Herkes ulaşabiliyor. Bir de bizdeki Atatürk heykellerini düşünsene. Hiyerarşi yok, eşitlik var ve beraberinde en derin, en sahici saygı; en içten vefa. Ah biz de öğrenebilsek  saygının lafla, mermerle olmayacağını.

DSC_0104
© tuğçe ısıyel
© tuğçe ısıyel
© tuğçe ısıyel
© tuğçe ısıyel
© tuğçe ısıyel

Küba’nın ışığını içime alıyorum. Yüzüm gözüm aydınlanıyor. Arada mola verip, Hemingway’in gittiği bar Bodeguita’da mojitolarımızı içiyoruz. Floridata diye bir bara daha gidiyor Hemingway  ama bu sefer  orada daiquiri içiyor. Biz de içiyoruz.  Çok güzeliz, çok çiçek… Küba’da biraz ayyaş olabiliriz. Şaka şaka biraz filan değil, gayet ayyaşız. Su yoksa rom içiyoruz bildiğin. Bu kadar basit.

© tuğçe ısıyel
© tuğçe ısıyel
© tuğçe ısıyel
© tuğçe ısıyel

Akşam Küba’lı bir ailenin evine (casa particular) konuk oluyoruz. Bize ıstakoz pişiriyorlar. O kocaman ıstakozları kadının kocası tutmuş, önce fırınlayıp sonra kızartıyorlar. Arka bahçelerinde kocaman keyifli bir sofra kurmuşlar. Sanki evimde gibiyim, bir ara fotoğraf çekme bahanesiyle mutfağa gidip, yardım ediyorum mutfaktakilere. Yemek sonrası cila niyetine nefis Küba kahvelerimiz geliyor. Yemeğimiz bitince kiraladığımız Chevroletlere biniyoruz.  Gecemiz uzun. Ayça’yla önde oturuyoruz. Müziği son ses açıyoruz. İçimiz içimize sığmıyor. Dar alanda kısa danslaşmalar.

Ay candela, candela, candela, me quemo aé.

Küba’da  en sevdiğim ve Unesco tarafından koruma altına alınmış şehir Trinidad’dayım. Bir yandan tütün sarıyorum, bir yandan da elimde mojitom, meydanda salsa yapanları izliyorum. Düşünsene biz meydanlara çıkamazken, insanlar meydanda dans ediyorlar burada. Evet dünyanın en sevimli meydanında,  hayatımda ilk kez gördüğüm insanlarla bir aradayım ama herkes arkadaşım gibi. Hafif hafif sallanıyorum bir kenarda. İçim gidiyor dans edenlere. Buraya gelmeden önce biraz salsayı öğrenseydim keşke diyorum. Keşke’mi umursamıyorum sonra. Keyfim baya yerinde..  Küba’dayım daha ne olsun.. Az sonra Küba’lı çok karizmatik genç bir adamla göz göze geliyorum.  Yanıma geliyor, “dans edelim mi?” diyor. Bir anda kendimi sahnede buluyorum. Salsa yapmayı bilmiyorum diyorum, çat pat İngilizcesiyle “sakin ol, öğreniceksin birazdan” diyor. Kendimi müziğe ve Juan’a bırakıyorum. Bırakış, o bırakış işte.  15 dakika geçtikten sonra en iyi salsayı ben yapıyormuşum  gibi geliyor:)  Bedenim kontrolüm dışında dans ediyor. Ayaklarım 5 karış yukarıda. Aklım zaten hep orada.  Kafam dönüyor, kalbim dönüyor, Trinidad dönüyor, dünya dönüyor.  Evet Küba’dayım ben.  Bunu en iyi bugün hissediyorum. En az 2 saat dans ettikten sonra ayrılıyorum oradan. Ertesi gün bacaklarımın ağrısından duramıyorum. Hiç dert değil. Hayatımın en eğlenceli dansını yapıyorum. Evet hala yapıyorum…  Şu anda bile… !

DSC_0040
© tuğçe ısıyel

                                                                                                                                                                                                                                     

DSC_0531
© tuğçe ısıyel

                                              Guantanamera guajira Guantanamera

Karayiplerdeyiz. Bir dalış noktasında duruyoruz. Dalış yapmak için iniyoruz otobüsten. Kafamı suya daldırır daldırmaz şaşkınlıktan küçük dilimi yutmasam da baya bi su yutuyorum. Sonra kendime gelip, daha kontrollü bir şekilde daha  aşağılara iniyorum. Kalbim güm güm atıyor. Hayatımda böyle birşey görmedim çünkü. Anlatması çok güç ama kelimeler yardım eder umarım. Her balık bir sanat eseri , bildiğin yağlı boya bir tablo gibi. Gözlerimi kocaman kocaman açarak teker teker  izliyorum onları, peşlerine düşüyorum. Hepsi salsa yapıyor sanki. Ne kadar güzel olduklarını aklım almıyor, almasın zaten..  Küba’da en güzel salsayı balıklar yapıyormuş, bunu da öğrenmiş oluyorum. Dünyada bilmediğim renkler de varmış, bunu da görmüş oluyorum.  Tefekkür tam olarak ne demekmiş bir kez daha hissediyorum.

© tuğçe ısıyel
© tuğçe ısıyel

Küba’da salsaya, roma, balığa, puroya doydum.. Buena Vista Social Club’ın konserinde yaşlı Buena Vista dedeleriyle dans ettim. Sahnede 1 şarkı söyledikten sonra 15 dakika dinleniyorlardı:) Biz de o 15 dakikada yanlarına gidip sohbet ediyorduk. Sonra Pinar Del Rio’da  tütün tarlalarını gördüm.  Taze sarılmış purolar aldım.

CSC_0629
© tuğçe ısıyel
DSC_0791
© tuğçe ısıyel

Havana, Pinar Del Rio, Santa Clara, Trinidad, Varadero, Cienfuegos …

Pencere kenarı uzun yollar, güzel müzikler, bolca rom, bolca salsa, bolca Karayip havası, bolca doğa, bolca kahkaha, bolca yürüyüş  dolu bir seyahatti…Orada bir sürü şeyin, ama en çok hayatın bambaşka bir boyutunun farkına vardım. Her gittiğim ülke  bambaşka şeyler öğretiyor, şükürler olsun. Bambaşka güzel insanlar giriyor hayatıma, elim kolum,  sırt çantam, kalbim dolu dönüyorum her gittiğim yerden. Aklıma kazınmış anlar, anılar, öyküler biriktiriyorum…

Anlatacak çok şey, paylaşacak çok fotoğrafım var. Aklım da kalbim de Küba’da kaldı. Belki yine giderim. Hayat bu.. Belli mi olur. Hatta bence Hande’yle tekrar gidebiliriz 🙂

© tuğçe ısıyel
© tuğçe ısıyel
© tuğçe ısıyel
© tuğçe ısıyel

Aslında tarif etmek pek zor Küba’yı, şunu da yap, bunu da yap demek gerçekten çok zor… Zira herkesin Küba’sı kendine.. Ama eğer bir gün Küba’ya gidersen -ki umarım gidersin-  olabildiğince düş kendi  yakandan, olabildiğince rahat bırak kendini.  Mesela telefonunla ilişkini kes. İster istemez keseceksin zaten, telefonlar çekmiyor, hiç bir yerde internet de yok. Ne özgürlük ama değil mi? Ohh canına değsin, sefan olsun. Rutinini boz, sınırlarından geç. Bol bol dans et. Balıklardan sonra en güzel salsayı sen yapıyorsun  unutma.. Sıyrıl tüm maskelerinden, puro ağır gelse de iç, rom sarhoş etse bile yine iç… Gerekirse miden bozulsun, düzelir. Dert etme. Dünyanın en zararsız erkekleriyle flörtleş.  Yanında oradakilere vermek için sabun, oje, defter götürmeyi lütfen unutma, nasıl vericem diye düşünme, oraya gidince ne demek istediğimi anlayacaksın. Bol bol deniz ürünü ye, Havana’nın el pazarında alışveriş yap. Güneşi Trinidad’da karşıla, Cienfuegos’da uğurla.  Yağmur da yağarsa ne ala. Sokaklarda çocuklarla oyun oyna.  Mümkünse okul gez, dünyanın en mutlu, güleç öğrencilerini gör, fotoğraflarını çek, sonra çektiklerini göster onlara. Kendilerini o minik ekranda görünce çok mutlu oluyorlar.  Değişik tropikal meyvelerin tadına bak. Ama en çok sokaklarda kaybol.

10
© tuğçe ısıyel
© tuğçe ısıyel
© tuğçe ısıyel

Santa Clara’da tüm devrimcilere selam yolla. Meydanlarda otur öylece, dur sadece, durabil… İnan yapabilirsin.  İzle gelen geçeni boş boş. Bir de benim için Pina Colada iç, tatlı patates ye. Gitmeden önce mutlaka yaz bana. Döndükten sonra yine yaz.  Sen döndüğünde belki bende biraz rom kalmış olur ya da sen getirirsin ve romlarımızı içerken nasıl dönüştüğünün, eski senin dedikodusunu yaparız, olur mu? Unutma burası alışık olduğun  Avrupa’dan, alışık olmadığın Uzak Doğu’dan çok farklı…

Yazdıklarımı okudum da, bir sürü şunu yap, bunu yapma demişim yine. Neyse unut dediklerimi ve ne biliyorsan onu yap.

Cömertlik ne demek; mutluluk nasıl birşeymiş göreceksin orada… İnsan’la tanışacaksın. Kendinle sarmaş dolaş olacaksın.

İlk kadehi kendine kaldırmayı sakın unutma.

Yolun açık olsun.

Hasta la victoria siempre!!!

DSC_0342
© tuğçe ısıyel
© tuğçe ısıyel
© tuğçe ısıyel
Reklamlar

HASTA SIEMPRE!!!” üzerine 7 yorum

  1. Güzel yazını okurken seninle birlikte dans ettim,seninle birlikte içtim(ki içmem bilirsin)beni de içirdin,seninle gezdim sanki bu güzel ülkeyi.tekrar tekrar okuyorum ,tekrar tekrar gitmek için Küba sokaklarına.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s