İçimizdeki Yusuf Atılgan / Sevgili Halil Kardeş-Köye Mektuplar Üzerine

Bu yazım Varlık Dergisi’nin Mayıs 2014 sayısında yayımlanmıştır. 

http://www.varlik.com.tr/varlikDergisi.aspx

Bir yazarın, romanında geçen herhangi bir kahramanla özdeşim kurması ve onun üzerinden kendini anlatması elbette yadsınamaz. Yazarın birden çok romanı varsa ve romanlarındaki başkahramanların arasında inceden bir bağlantı, bir benzerlik, kahramanlarda tekrarlayıcı bir duygu hissediliyorsa ister istemez yazarın kişiliğini, yaşayışını, köklerini, kısacası o yazarın tavan arasını merak etmeden durabilmek oldukça zor olsa gerek.  Ancak ne yazık ki, bir yazara tam anlamıyla ulaşabilmek için sadece romanları, öyküleri tatmin edici olmuyor. İnsandaki merak güdüsü okuduğu yazarıyla ilgili daha fazla bilgiye, daha fazla tanışıklığa ihtiyaç duyuyor.

Yusuf Atılgan da işte böyle bir yazar benim için. Romanlarının ötesini merak ettiğim, O’na yazdıklarının ötesinden de varmaya çalıştığım, O’nun iç dünyasını, kişiliğini anlamayı arzuladığım bir yazar. Aylak Adamı ilk kez okuduğumda, romanda geçen genel temalar yalnızlık, huzursuzluk, yabancılaşma, tutunamama, tatminsizlik gibi konular etrafında dönüyor olsa da romandaki esas vurucu nokta C.’nin baba nefretinden güç alan sistem, düzen, otorite karşıtlığı ve bu karşıtlığı meşrulaştıran aylaklık sempatisi. Aylak Adam C.’nin kent içerisindeki bitimsiz arayışlarına, ölü bir babanın ayak izleri eşlik ediyor.  Ve bu izler C.’nin hayatının her döneminde belirleyici bir etkiye sahip oluyor.  Babadan kurtulmaya çalışırken, babayı iyice içine yerleştiriyor. Babanın bıraktığı mirasla, istediği birçok şeye sahip olabilecekken, roman boyunca babasını çağrıştıran herşeyin karşısında duruyor. Örneğin babasının başka kadınlarla birlikte olduğu, babasından sık sık dayak yediği çocukluk mekânını, babasının ölümünden sonra hemen satıyor.  Ve ev odaklı hiçbir mutluluğu benimseyemiyor.

Yazarın diğer romanı Anayurt Oteli’nde ise başkahraman Zebercet’in kendini bir geçmişe, bir köke ait hissedememe ve bundan kaynaklı bir geçmiş ve gelecek oluşturamayıp, şimdide tutunamama hâli göze çarpıyor. Zebercet’in babası, otel kâtipliği mesleğini oğluna miras olarak bırakarak, onu kendi gölgesinde yaşamaya mahkum etmektedir. Buradaki baba, önceki romanın aksine daha yetersiz ve pasiftir. Babanın pasifliği, oğlunun hayata tutunamamasında oldukça etkin bir rol oynamaktadır.

Psikanalize göre erkek çocuğu, bir yandan kendisine rakip gördüğü babasını ortadan kaldırmayı amaçlayan bir nefret besler, diğer yandan da ruhunda her zaman ona karşı oluşturduğu bir sevgiye yer verir. İki çelişik tutumun bir araya gelmesiyle baba özdeşleşmesi gerçekleştirilir.  Hayranlık duyulan babaya öykünme arzusunu, onu rakip güç olarak ortadan kaldırma ve yerini alma düşüncesi takip eder. Ancak bu gelişim süreci, erkek çocuğun babası tarafından iğdiş edilerek cezalandırılacağı korkusuyla kesintiye uğrar ve erkek çocuk, penisini kaybetmemek adına, babasını ortadan kaldırıp annesini ele geçirme düşüncesinden vazgeçer. Babasına duyduğu kin, nefret ve baba sevgisini bilinçdışına iter, bu da suçluluk duygusunun temelini oluşturur ve Oidipus kompleksini besleyen doğal bir sonuç ortaya çıkarır.

Erkek çocuk, benliğinde kalıcı bir yer edinen baba özdeşleşmesini gizleyerek kendi benliği içine aktarır ve bu benlikle karşıtlık içinde, ondan bağımsız bir parça olarak varlığını sürdürür. Freud, benlik kapsamına alınan bu özdeşleşmeye, anne ve baba etkisinin mirasçısı anlamına gelen -üst benlik- adını vermekte ve bunu önemli işlevlerin kaynağı saymaktadır. Benlik ile üst benlik bir araya gelerek, baba rolünü erkek çocuğun ruhunda oynayıp dururlar. Genellikle baba ve oğul arasındaki ilişki, benlik ile üst benlik arasındaki ilişkiye dönüşür.

Yusuf Atılgan’ın iki romanında, iki ayrı uçtaki baba figürüne ve bunun beraberinde de, farklı baba figürlerinden temellenen ve çok fazla ortak özelliği barındıran oğul figürlerine rastlıyoruz. İki ayrı ucun derinlerde bir yerlerde birleşmesine tanık oluyoruz. Olumsuz baba etkisiyle oluşan bu birleşimin sonuçlarını ise hem C.’nin hem de Zebercet’in karakter oluşumunda çok açık bir biçimde görebiliyoruz. Yusuf Atılgan’ın romanları her kuram dahilinde incelenebilir ancak psikanalitik okumaya bir hayli açıktır. Yazar, yarattığı kahramanları adeta psikanalize emanet eder gibi oluşturmaktadır. Bunun nedeni kendisinin de düşünsel anlamda psikanalizden oldukça yararlanması olabilir. Yusuf Atılgan’ın romanlarının ardından yaptığım tüm sorgulamaları ve düşünceleri, Yusuf Atılgan’ın babasıyla, ailesiyle ve özellikle kendi oğluyla kurduğu ilişkiye dair büyük bir merak duygusu ele geçiriyor.  Onun romanlarında baba merkezli şekillenen karakterler, ister istemez onun kendi babasıyla ve oğluyla kurduğu ilişkiyi de merak ettiriyor.

Bu merakı bir nebze olsun Edebi Şeyler Yayınevi’nden çıkan, Burak Fidan’ın hazırladığı Sevgili Halil Kardeş-Köye Mektuplar adlı kitap giderebildi. Kitap, Yusuf Atılgan’ın Hacırahmanlı Köyünden Edebiyat öğretmeni olan arkadaşı Halil Şahan’a 1980-1988 yılları arasında İstanbul’dan yazdığı mektuplardan oluşuyor. Bu sıcacık mektuplara, Halil Şahan’ın mütevazi bir kalemle yazdığı ve bizi yazarın ince detaylarla örülü hayatına sokan önsözü ile Yusuf Atılgan’ı daha yakından tanımamıza olanak veren  Ahmet Güntan ve Burak Fidan’ın çok keyifli sorularla bezeli bir söyleşisi eşlik ediyor.  Bir de kitabın sonunda tatlı niyetine okuyucuları oldukça mutlu edecek Yusuf Atılgan’ın köy hayatıyla ilgili bir fotoğraf albümü çıkıveriyor karşımıza.

Bu kitapta Yusuf Atılgan’ın günlük yaşayışına ve içeriden hâllerine rastlıyoruz. Kimi zaman pijamalı bir aile babası, kimi zaman annesinin merakı ve hasretiyle yanan bir oğul, bazen akışkan olan, bazen tıkanıklıklar yaşayan bir yazar, ama en çok da samimi, düşünceli, paylaşımcı bir dost.

Halil Şahan, Yusuf Atılgan’ın köydeki eli kulağı, onun kökleriyle kurduğu bir bağlantı noktası, hasta annesiyle iletişimini sağlamaya yardımcı olan bir haber elçisi, köyünü, annesini emanet ettiği bir kardeş gibi adeta.

Yazımın başında bir yazar ile yarattığı roman kahramanları arasındaki özdeşleşmeden bahsetmiştim. Bu durum Halil Şahan’ın da zihnini meşgul etmiş olacak ki,  kendisi kitabın önsözünde Yusuf Atılgan ile onun roman kahramanları C. ve Zebercet’le ilgili çok hoş paralellikler kurmuş;

“Hal hatır sormayı ise, içinden geldiğinde yapardı. Sevdiği, dostluk duyduğu insanların halini hatırını sorardı, ama köylüler gibi yapmazdı bunu. Kısacası, Yusuf Abi bu konuda Aylak Adam’ın C.’si gibiydi. İçtenliksiz bulduğu kalıp davranışlardan kaçınırdı.”

“Onun Zebercet olan yönleri de az değildi. Zaten, yakınlarına, “Zebercet benim” der, “Onu ölümle yaşam arasındaki sınırı aştığım bir dönemde yazdım” diye de eklerdi. Aklıma gelmişken belirteyim. Anayurt Oteli için bir söylediği de şuydu: “O kitapta ben sevgiyi anlattım, ama sevgi sözcüğünü hiç kullanmadım.” Evet, Anayurt Oteli’ni taradım, gerçekten de hiçbir yerinde ‘sevgi’ sözcüğüne rastlamadım.”

Yine önsözde Halil Hoca, Yusuf Atılgan’ın psikanalizle olan ilişkisine de şöyle değiniyor; “Tanıştığımız ilk yıllarda Yusuf Abi’nin konuşmalarında en çok adı geçen düşünür Freud idi. Ama Freud’un düşüncelerinden çok, ayrıntıları kullanışından söz ederdi. Ondan birçok kez, “Buradaki bir ayrıntının bağlantısı ileride kesinlikle karşımıza çıkar” sözünü duydum. Yusuf Abi bir bakıma kendi anlatış biçimini açıklıyordu. Bilindiği gibi, Türk yazınında ayrıntıları onun kadar işlevsel kullanan yazar azdır.”

Yusuf Atılgan’ın mektuplarında, oğlu Mehmet Hamdi’nin an be an büyümesini görüyoruz. Diş çıkarmasından, konuşmaya başlamasına, haylazlıklarından, babasına ne kadar düşkün olduğuna tanıklık ediyoruz. Kimi zaman oğluyla kurduğu ilişki, ona karşı hissettiği aşk, romanlarından da alışık olduğumuz bir korku düşürüveriyor Yusuf Atılgan’ın yüreğine;   “Şimdi “baba, baba” diye bacaklarıma sarılan, bir uykudan uyanışında “baba, baba” diye beni arayan bu oğlan büyüyünce demek benden kopacak? Ben o zaman da onu tavlamanın bir yolunu bulacağım sanıyorum. Freud daha beterini söylüyor; oğlan büyüyünce babayı rakip ve düşman gibi görür diyor. Eh, ne yapalım, hele sağlıkla bir büyüsün de görelim.”

Mehmet Hamdi’nin doğumuyla, daha önce hep dışarıdan deneyimlediği babalık duygusunu bu kez içeriden deneyimliyor Yusuf Atılgan. Nesnesi olduğu baba-oğul ilişkisinin, öznesi oluyor bu kez. Ve kuşkusuz bu deneyim onu çok çeşitli yönlerle değiştiriyor, dönüştürüyor. Mektuplarda da gördüğümüz başka çocukların gürültülerine, şımarıklıklarına dayanamama hâli, çocuğu olduktan sonra epey sönümleniyor. Bu hâllerin yerine şefkat, merhamet, sabır duyguları yerleşiyor.

Sevgili Halil Kardeş-Köye Mektuplar‘da, Atılgan’ın oğluyla, annesiyle, eşiyle kurduğu ilişkiyi görebiliyoruz ancak babasının varlığına –Halil Şahan’ın önsözünde kısaca bahsetmesi dışında- hiç rastlamıyoruz. Bunun nedeni o dönemde babasının hayatta olmaması olabilir ancak mektupların hiçbir yerinde baba özlemi, baba yâdı, baba teması geçmiyor. Bu durum, romanlarında olumsuz bir baba figürünün olmasını daha da anlamlandırmamızı sağlayabilir.  Kitabın genelinde yer alan ve yoğun bir şekilde gözümüze çarpan baba yoksunluğu, Sigmund Freud’un şu sözünü hatırlatıyor bana; “Bir insan bir yere bakıyorsa orada ilgilendiği bir şey vardır. Bir insan bir yere hiç bakmıyorsa orada ilgilendiği bir şey kesinlikle vardır.”

Kitap, Yusuf Atılgan’ı, romanlarının ve öykülerinin dışında, daha samimi ve sansürsüz bir biçimde hissetmemize olanak veriyor. Kentli romanlar yazan ve kitaplarında tutunamayan, aidiyetsiz karakterler yaratan bir yazarın köyüne, köklerine olan derin bağlarına dokunuyoruz. Üretken, yaşayan, işlevsel bir mekân olan köyün ve köy hasretinin bir yazar üzerindeki etkilerini anlayabiliyoruz.

Son günlerde basılan ve oldukça revaçta olan aşk mektupları kitaplarına bir alternatif olarak bu sefer dost mektuplarını okuyoruz.

Sevgili Halil Kardeş-Köye Mektuplar, bilgisayar klavyesinin tuşlarına sıkıştırılmış ve 140 karakterle sınırlandırılan ifade alışkanlıklarımıza bir mola verip, mektupların özgür, kapsayıcı, duyarlı dünyasını yeniden hatırlamamızı sağlıyor.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s