Enteller ve Danteller

http://www.yazikalir.com/enteller-ve-danteller/

Son birkaç haftadır sosyal medya, yeni gelinlerin iftiharla sunduğu paylaşımlarla çalkalanıyor. Bu paylaşımlar, kurabiyelere, tostlara giydirilen dantellerden; zeytinlere, domateslere, kavunlara takılan kurdelalardan tutun da, bir barbie bebek evini andıran pembeli morlu ev eşyalarının özenle(!) çekilmiş fotoğraflarına kadar geniş bir yelpazede ilerliyor.

Bu hemcinslerimin evlendikleri eşleri ise “kociş” kelimesiyle ifade bulan bir tür figuran gibi. Bu adamlar varlar ama yoklar. Kimisi kadınlar tarafından yok ediliyor, kimisi de kendiliğinden yok oluyor. (Nerede olduklarını başka bir yazıda irdeleyeceğim.)

Yıllardır hayalini kurdukları bir evin kadını olmak, kendilerine ait bir alan/mekân yaratabilmek ancak bir kocaya sahip olmakla mümkün bazı kadınlarımız için. Çünkü içinde bulundukları sistemden ne yazık ki başka bir çıkış olanağı yaratamayabiliyorlar kendilerine.  Çünkü bu toplum çok uzun bir süredir üç çocuk doğurmaya öykünen, kadınların yerinin kocalarının dizlerinin dibi olduğuna inanan, her başarılı erkeğin arkasına onu evde bekleyen bir kadın tayin eden, kadını alabildiğince pasif bir konuma sürüklemeye çalışan, kadının ancak bir erkekle anlam kazanabileceğini savunan hezeyanlarla dolu.

Her şey bir yana “kadın” kelimesini bile kullanmakta zorlanan onun yerine türlü atfedişlerle “hanım”, “bayan” kelimelerini ön plana çıkarmaya çalışan tuhaf zihniyetler de işin başka bir boyutu.

Tekrar konumuza dönecek olursak elbette toplumun yol açtığı bu hastalıklı durumun sonucu, hepimizin şahit olduğu bu tür paylaşımlar. Çünkü yaptığı böreğe fiyonk takan kadın da herkes gibi gözükmek, değer görmek, kendini ifade etmek, sesini duyurmak istiyor hayatta. Ve bunun en kestirme yolu olarak da sosyal medyayı kullanıyor.  Kendi dünyasında ne varsa, nereden ve neyden besleniyorsa onu kusuyor sosyal medya hesaplarında da.

Bu kişilerin paylaştıkları fotoğraflarda genellikle odaklandıkları konu ev(lenme)leri, kendilerine ait toz pembe, cicişli bir düzenlerinin olması, çok ama çok mutlu olmaları(!) ve bunu tüm dünyaya haykırmak istemeleri.  Bu haykırışın altında adamlarının duygusal ya da fiziksel yokluğunun sonucunda hissettikleri yalnızlıkla da başetmeye  çalışıyor olmaları nedense gözden kaçırılıyor.

Yaşadığı toplumun kendisine atfettiği yegane hedeflerinden birini gerçekleştiren kadın, elbette bu durumu allayıp pulluyor, abarttıkça abartıyor. Çünkü gözükmek istiyor.

Bazı uzmanlarla da bu konular irdeleniyor. Hatta bazılarınca tüm bunların psikolojik bozukluk olduğuna kanaat getirilip, çok acayip havalı analizler yapılıyor. Açıkçası ben bu uzmanların hangi toplumda yaşadıklarını çok merak ediyorum. Ya ne olmasını bekliyorlardı diye de sormadan edemiyorum. Bu ne uzaklık böyle? Biraz daha yakına gelseniz nasıl olur acaba?

Çocukluklarından beri barbielerle oynayan, oyuncak bebeklerine gelinlik giydiren, bir aile etkinliği olarak hevesle düğünlere gidilip orada göbek atılan, “çeyiz serme” denilen bir adeti baş üstüne koyan, gelinlik giymiş kadına büyük bir hayranlıkla bakılan, büyümeyi/birey olmayı  evlenmekle eşdeğer tutan ve bunu önemli bir hayat gayesi haline getiren, düğünlerin, evliliğin, aile oluşun bu denli kutsandığı bir coğrafyada bu paylaşımlar birçok kişiyi baya şaşırtıyor. Şaşırtmakla kalmayıp büyük ölçüde rahatsız da ediyor. Bu rahatsızlığın sebebi, bu paylaşımların bir biçimde o kişileri de aynalaması olabilir kuşkusuz.

barbie_evi.jpg

Hatta bir grup var ki bu kişilerin yaptıklarıyla dalga geçmek amacıyla kendileri de buna benzer fotoğraflar çekerek sosyal medyada paylaşıyorlar. Var olan durumun trajikomikliği yetmiyormuş gibi bir de bu dalga geçenlerin paylaşımlarıyla mizah anlayışımızı(!) geliştiriyoruz. Sağolsunlar elbette. Eksik olmasınlar ama fazla da olmasınlar.

Bu dalga geçenlerin diğer paylaşımlarına baktığımızda ise “entel” görünecekleri bir kitap seçip, yanına da bir fincan kahve iliştirip bunun fotoğrafını çekip sosyal medyaya sunduklarını, yaptıkları yoga/ meditasyon esnasında selfielerini çekip guru guru ifadelerle paylaşımda bulunduklarını, memleketin birtakım hipster tatil yörelerinde 45 derece sıcağın altında etrafa baka baka ağır hacimli felsefi kitap okumayı marifet saydıklarını da görüyoruz, biliyoruz.

madonna.JPG

Ha entel ha dantel işte. Hepimiz bir şekilde gözükmenin, dikkat çekmenin, “ben burdayım” demenin, benzer ihtiyaçlarımızı farklı jargonlarla, nesnelerle tatmin etmenin derdindeyiz. Kimi kurabiyeye dantel giydirerek, kimi kahveli kitaplı fotoğraflar paylaşarak, kimi kendisini guru sanıp ahkam kesmekle  yapıyor bunu.

Uzaktan bakınca dantelli fotoğraf paylaşan da, entelli fotoğrafına hashtag koyan da halinden epey memnun görünüyor. Yakından bakınca ise görünenleri yazmak sayfalara sığmaz herhalde.

Velhasıl hepimiz benzer tuhaflıkların içinde salınıyoruz.

Birbirimizi yermektense, azıcık başkalarını paranteze alıp, biraz dönüp kendimize baksak, kendi narsisistik ihtiyaçlarımızı farkedip onlar üzerine çalışsak ya…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s