Edebiyat ve Psikanaliz

Bu röportaj 18 Mart 2017 tarihli Habertürk Gazetesi’nde yayımlanmıştır.

http://www.haberturk.com/yazarlar/gulenay-borekci/1430475-edebiyat-ve-psikanalizin-firtinali-evliligi

Edebiyat ve psikanalizin fırtınalı evliliği

Psikanalizin kurucu babası Sigmund Freud hayatı boyunca tek bir ödül almış; büyük Alman şairin adına verilen Goethe Ödülü. Bunu psikoterapist Tuğçe Isıyel’den öğreniyorum. Bir süredir “Psikanalitik Edebiyat Okumaları” atölyeleri düzenleyen Isıyel, psikanalizin edebiyatla kuvvetli bağlarını, ikisinin de dönüştürücü etkileri olduğunu hatta ‘bibliyoterapi’ yani kitaplarla tedavi gibi bir disiplinin de doğduğunu anlatıyor.

PSİKANALİZ

Ağırlıklı olarak yetişkinlerle ve çiftlerle çalışan psikoterapist ve psikolojik danışman Tuğçe Isıyel’in edebiyatla ilişkisi kuvvetli. Ve birkaç yıldır “Psikanalitik Edebiyat Okumaları” atölyeleri düzenliyor. Mart ve nisan aylarında üç yeni atölye açılacak, tavsiye ederim… “Psikanaliz, bir tedavi biçimi olmasının yanı sıra bir düşünme biçimidir de” diyor Tuğçe. “Ben psikanalist değilim, psikanalizi bir düşünme biçimi olarak kullanıyorum. Edebiyat da bu durum için çok elverişli bir alan. Atölye kapsamında bilinçdışı, rüyalar, savunma mekanizmaları, aktarım ilişkisi, id-ego-süper ego, kastrasyon, narsisizm gibi psikanalizin temel kavramları üzerinde durup, metinleri psikanalitik bir bakışla irdelemeye çalışıyoruz. Aynı zamanda yazar ile eseri arasındaki psikodinamik faktörleri, bilinçdışının metin üzerinden işleyişini görmeye çalışıyoruz” diyor. Bir sonraki sorum, “Kimler bu atölyeden yararlanabilir?” oluyor. Cevap: “Bir edebiyat metnindeki olayları, durumları, kahramanları okumakla yetinmeyen; daha ötesini merak eden ya da sadece psikanalizle tanışmak isteyen herkes.” Buradan devam ediyoruz…

“Psikanaliz, divanın dışında kalan zamanını edebiyatta, kitap sayfalarının arasında geçirmeyi hep çok sevdi…” Psikanaliz ne buldu kitaplarda?

Psikanalizin kurucusu Sigmund Freud’a “Sizin ustalarınız kimlerdir?” diye sorulduğunda, Freud kütüphanesini dolduran edebiyat eserlerini gösterir. 70. doğumgünü kutlamalarında Freud, “Bilinçdışının Kâşifi” unvanıyla takdim edilince, bu unvanı reddeder ve şöyle der:

“Ozanlarla filozoflar bilinçdışını benden çok önce açığa çıkarmışlardır. Benim açığa çıkarmış olduğum şey ise, bilinçdışının incelenmesine yardımcı olacak bilimsel bir yöntemdir.” Freud, hayatı boyunca tek bir ödül almış; 1930 yılında verilen Goethe Ödülü… Tüm bunlar Freud’un ve haliyle psikanalizin edebiyatla nasıl iç içe olduğunu gösteriyor. Freud’a göre bilinçdışı, sanatçıların yaratma ediminde ihtiyacı olan ilhamın da çok önemli bir kaynağı. Yani bilinçdışı; edebiyat ve psikanalizi buluşturan kavramların başında geliyor.

Nasıl bir ilişki var psikanalizle edebiyat arasında?

Edebiyat da psikoterapi de içsel çatışmaların çözümlenmesiyle ilgilenir. Her iki durumda da sembolleştirme ve yer değiştirme mekanizmaları kullanılır. Ve metaforların zengin katkısını görebiliriz. Freud, psikanalizi antik tragedyalarla, Shakespeare’in, Dostoyevski’nin kahramanlarıyla desteklemiş. Örneğin Sophokles’in kahramanı Kral Oidipus, psikanaliz kuramının önemli kavramlarından biri olan Oidipus Kompleksi’ne isim babalığı yapmış. Flaubert’in histerik karakterlerinin, Freud’un 1895’te yayımladığı “Histeri Üzerine Çalışmalar” başlıklı eserini epey beslediği de söylenebilir.

Edebiyat da bir terapi biçimi sayılabilir mi; iyileştirir mi?

Her sanat dalı gibi edebiyatın da sağaltıcı bir tarafı var. Sabit Fikir Dergisi’ne “Edebiyatın İyileştirici Gücü” başlıklı bir yazı yazmış, ‘bibliyoterapi’ kavramından bahsetmiştim. Doğru zamanda doğru bireyle doğru kitabı buluşturarak kişinin duygusal sorunlarının anlaşılabilmesinde, yaşama uyum sorunlarının ele alınmasında kullanılan bir tedavi yöntemidir bibliyoterapi. Kişilerin iç dünyasını teknik verilerin ötesine taşımak, bunu sembollerle, metaforlarla estetize ederek bir sanat haline getirmek edebiyatın işi. Yazmak, zihinsel karmaşayı ya da duygusal çatışmayı düzenlemek sayılabilir. Buna eşlik eden okuyucu da yazarla, karakterlerle özdeşleşerek kendi zihinsel ve duygusal süreçlerini anlamlandırır.

Psikanaliz hangi yazarları seviyor?

Kendisini kendisine ve dolaylı olarak da okuyucusuna içtenlikle açan; hayatla, kendisiyle, var oluşuyla derdi olan ve bu derde kalemini iliştiren tüm yazarları sevdiğini düşünüyorum.

Shakespeare, Dostoyevski tamam ama kötü bir edebiyat örneği de “anlamaya” yarar mı?

“Kötü” derken neyi kastettiğiniz önemli. Ben kişisel olarak, çok ciddi teknik sıkıntılar yoksa, edebiyat eserlerini iyi-kötü şeklinde ayırmıyorum. Yazar, okuyucusunu bir yolculuğa davet eder. O yolculuğa çıkıp çıkmamak bize kalmış. Yolculuk beklediğimiz gibi geçmeyebilir. Bunun yazardan ya da kendimizden kaynaklanan türlü sebepleri olabilir. Veya o anda böyle bir yolculuğa ihtiyacımız yoktur, önceliğimiz başka bir şeydir. Başka biri içinse bu belki de hayatının en muhteşem yolculuğu olacaktır. Bir edebiyat metnini sevmemiş olabiliriz, yazara ya da yarattığı karakterlere yakın hissetmemiş olabiliriz… Elbette bunun tersi de mümkün; kendimizi bir karaktere yakın hissetmiş, ona acımış ya da âşık olmuş hissedebiliriz. Yahut kitabı okuduğumuz an unutabilir, bir türlü bitiremeyebiliriz… Psikanalitik okuma önce kendi içimizde başlar. Ve okuduğumuz çoğu şey yazarın ruhsal süreçlerinden bağımsız olmadığı gibi, okuyucu olarak bizim kendi ruhsal süreçlerimizden de bağımsız değildir.

‘BİR YERDE İNSAN VARSA ORADA BİLİNÇDIŞI VARDIR’

Psikanaliz edebiyatı resimle veya müzikle aldatır mı? Demek istediğim diğer sanat dallarıyla da ilişkisi var mıdır?

Bir yerde insan varsa, orada bilinçdışı da vardır. Bilinçdışı psikanalizin ana malzemesidir. Resim, müzik, mimari, politika, moda… Bu alanların hiçbiri insandan yani bilinçdışından ayrı düşünülemez. Psikanaliz bilinçdışının olduğu her yere burnunu sokabilir. Burnunu soktuğu yerde ise iyi koku almakta üstüne yoktur.

Diyelim ki atölyenize katıldım. Oradan nasıl bir değişiklikle çıkarım?

Bir edebiyat metnini okurken artık hiçbir şey eskisi gibi olmayabilir… Tercihen biraz kafanız karışmış ya da basitçe farklı bir görüş açısı kazanmış olarak çıkabilirsiniz.

Hangi metinleri inceliyorsunuz?

Türk edebiyatından eserler seçiyor, bir öykü, bir mektup, bir roman inceliyoruz. Bazı gruplar bireysel ya da kolektif olarak bir eseri inceleyip ortaya bir ürün koymak istiyorlar. Atölye bittiğinde de katılımcılarla bağlantımız sürüyor. Yazdıkları incelemeleri edebiyat dergilerine, edebiyat sitelerine gönderiyoruz. Örneğin atölyeye katılan bir grup Sadık Hidayet’in “Kör Baykuş”unu inceledi ve o yazı Varlık Dergisi’nde yayımlandı.

Aynı zamanda çift terapistisiniz. Bu, bir edebiyat metnini yorumlarken bakış açınızı nasıl etkiliyor?

Seanslarımda çoklu gerçeklikle çalışıyorum. Gerçekliğin lineer bir düzeni yok, mutlaka geçmiş, şimdi ve gelecekle bağlantılı. Kişiler ilişkilerine, geçmiş deneyimlerinin tortularını taşıyorlar. Kişilerin olayları algılayış tarzları farklı. Anın gerçekliği ve çiftlerin ilişkideki duygusal pozisyon alışları benim için önemli. Terapide odaklandığım şeylerin başında bu geliyor. Edebiyattaki karakterleri, kurguyu anlamaya çalışırken de önemli bir araç oluyor. Danışanla olmak ve edindiğimiz yeni deneyimler yoluyla gelişmesini, dönüşmesini sağlamak çok kıymetli. Benzer bir süreç bir kitabı okuma serüveninde de olabiliyor. Başarılı bir psikoterapi sürecinde olduğu gibi, bir kitabı bitirdiğimizde de kendimize dair bir şeylerle karşılaşıyorsak, ne mutlu bize.

Psikanaliz, dünyayla aramızdaki fırtınayı sakinleştirir mi?

Psikanaliz nedir, ne işe yarar?

Psikanaliz: Ruh çözümlemesi. Ruhsal işleyiş süreçlerimizi inceleyen bir bilim dalı, aynı zamanda ruhsal sorunlarımız, arayışlarımız konusunda etkili bir tedavi tekniği. Bir bakıma insanın kendisini kendisinden yeniden yaratması… Ana malzemesi, ‘bilinçdışı’.

Bilinçdışı nasıl oluşur?

Bastırma yoluyla… Yüzleşmek istemediğimiz anılarımızı, düşüncelerimizi, duygularımızı, travmalarımızı, arzularımızı bastırıyoruz. İşte psikanaliz dediğimiz pratiğin merkezinde de bilinçdışına itilmiş olanın bilince çıkarılması var. Psikanaliz sayesinde iç dünyamızda olup bitenler arasındaki bağlantıları ve bunların yaşamımızdaki olaylara, ilişkilere, tekrar eden sorunlara ve içinden çıkamadığı durumlara nasıl sebep olduğunu görmeye başlıyor; içgörü kazanıyoruz.

Peki dünyayla aramızdaki fırtınayı sakinleştirir mi?

Bu süreç başlangıçta kendimizle ve dünyayla aramızdaki fırtınayı artırsa da, fırtına bir süre sonra diniyor. Daha güzeli, fırtınanın ne zaman geleceğini anlamamızı sağlayacak bir öngörü yaratıyor.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s